En son Hızlı Ramazan Turu ile tanıdığım Conmech's Eleven'ın diğer videolarını da izlememle birlikte tam anlamıyla takipçileri olmuştum. Kısa bir araştırmayla ulaştığım Efe Aydal ile röportaj yapmak istediğimi belirttim ve kendisi de bizi kırmadı, röportaj teklifimizi kabul etti. Ortaya da internetin en geniş kapsamlı Conmech's Eleven röportajı çıktı diyebilirim. Soruları daha çok yaptığı videolar ile ilgili sordum ve çok güzel cevaplar aldım. Umarım beğenirsiniz.
Erkut Köse: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Efe Aydal: Ege Üniversitesi Uzay Bilimleri mezunuyum. İzmir’de aikido eğitmenliği yaparak para kazanıyorum. 10 senedir amatör mizahla ilgileniyorum. Son 5 senedir çoğunlukla mizah üzerine videolar çekip internette paylaşıyorum
Erkut Köse: Bu işlere nasıl başladınız? Eskiden beri hayaliniz olan bir şey mi? Yoksa aniden mi gelişti?
Efe Aydal: İlk olarak 10 sene önce, 19-20 yaşlarındayken, bir internet sitesine “esprilerimi çizecek çizer aranıyor” ilanı verip, oradan bulduğum amatör bir çizerle, “Kapikcik” isimli bir amatör internet dergisinde karikatür esprileri ve komik yazılar yazarak başladım. Sonra işi ilerletip bir korku hikaye kitabı yazdım. 2006 yılından beri de elimizdeki imkanlarla eğlenceli videolar çekmeye çalışıyorum. Evet küçüklüğümden beri hayalimdi, yalnız kaldığımda kafamda filmler canlandırırdım. Teknolojinin ilerleyip amatörlerin film çekebilecek duruma gelmesi sayesinde bunları hayata geçirme fırsatım oldu.
Erkut Köse: Oyuncu bulmanın zorluklarından videolarınızda da bahsetmiştiniz. Kısa filmlerin başka zorlukları da var mı? En çok ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?
Efe Aydal: Tabi ki. Özellikle amatör olmamızın getirdiği birçok sıkıntı var. Birincisi çekim yapacak mekan bulmamız zor oluyor. Halka açık yerlerde iznimiz olmadığı için rahat çekim yapamıyoruz. Evin dışında çekim yapacaksak sokak kapatmak gibi bir lüksümüz olmadığı için güvenlikçiler ve meraklı insanlar tarafından rahatsız ediliyoruz. Çoğu zaman kamera görünce özellikle yüksek sesle gülen vatandaşların arasında sabrederek çekimi tamamlamaya çalışıyoruz.
İkincisi, bu işten para kazanmadığımız için çekim ve kurguyu sadece işten/okuldan arta kalan boş vakitlerde yapabiliyoruz. O yüzden tek bir videonun çıkması bile haftalar alabiliyor. Ayrıca her işi kendim yaptığım için hızlı üretim yapamıyoruz. Konu olarak sıkıntım yok, hatta belki on fikirden dokuzu vakitsizlikten çekilemiyor. Eğer TV’deki herhangi bir sıradan komedi programı kadar imkanımız/ekibimiz olsaydı haftada ya da iki haftada bir 1 saatlik bir skeç programı hazırlayabilirdik. Ancak yazma, çekme, kurgulama işlerini hep kendim yaptığım için videolar çok geç geliyor.
Ekipmanımızı taşıyacak araç vs olmadığı için, fiziksel işleri halledecek bir çekim ekibimiz olmadığı için çekimler aşırı yorucu oluyor. Çoğu zaman bir bavul eşyayı metroda/otobüste oradan oraya taşımak zorunda kalıyorum. Yağmur, soğuk, kavurucu sıcak, her çeşit doğa koşulunun altında bıkmadan usanmadan çekimleri tamamlamaya çalışıyoruz. Gerektiğinde ayağım sakatlanmış olsa bile başka şansım olmadığı için çıplak ayak kayaya tırmanıyorum, gerektiğinde arkadaşın dükkanında jimnastik minderinde uyuyorum, gerektiğinde kör jiletle umumi tuvalette sakal traşı oluyorum. Bunların hepsi gerçek amatörlerin başına gelen şeyler. Ama amatör filmci bunlara aldırmadan, karşılığında maddi bir şey düşünmeden, sadece eserinin bitmiş olduğunu görmek için inatla yoluna devam edendir. Kafasında fikri olanla fikri filme dönüştürenin arasındaki fark budur.
Erkut Köse: Videolarınıza konuları nasıl buluyorsunuz? Bütün ekip toplanıp belirli bir konu mu üretiyorsunuz, yoksa günlük yaşamda etkilendiğiniz konular mı?
Efe Aydal: Bütün videoların yazarı benim. Hiçbir zaman oturup konu düşündüğüm olmadı. Her zaman için yolda gördüğüm bir olaydan, internette/gazetede gördüğüm bir haberden, ya da bazen hiç yoktan aklıma bir konu gelir, ve bunu telefonuma ya da defterime not ederim. Şu an onlarca çekilmemiş konum var. Hatta bazılarını Olacak O Kadar için senaryo haline geitrmiştim, ancak program bittiği için elimde kaldı. Yazı yazmamın ve film çekmemin belki de birinci sebebi kafamdaki bu konuları paylaşma ve onlardan kurtulma isteğim. Zaten böyle olmasaydı bu kadar uğraşıp bu işi yapmazdım.
Erkut Köse: Dini konuların oldukça büyük bir tabu olarak kabul gördüğü bir ülkede, özellikle bu konular üzerinde yoğunlaşan videolar yapmanın zorlukları var mı? Özellikle bu konuları tercih etmenizin bir nedeni var mı?
Efe Aydal: Özellikle dini konu olsun diye uğraşmıyoruz. Biz kaliteli mizah yapmaya çalışıyoruz ve doğal olarak etrafımızda gördüğümüz, herkesin konuştuğu ama kimsenin değinmeye cesaret edemediği konular ilk hedefimiz oluyor. Son zamanlarda dini konuların öne çıkmasının sebebi, dinle ilgili sömürü ve saçmalıkların katlanarak artıyor olması. İlk Huzur ve İrfan çıktığında bazı tepkiler olmuştu ama şu an bu tepkiler beğenen insanlara oranla çok azaldı ve bir çoğu bana ulaşmıyor (çünkü sitelerimin adminleri küfür/hakaret içerikli yorumları bana haber vermeden blokluyor). Eğer hedefim direkt dinin kendisi olsaydı seyircilerimin yarısı dindar olmazdı.
Mesela Huzur ve İrfan serisini özellikle dindar arkadaşlar beğeniyor. Arada “dine hakaret ediyorsunuz” diyen de çıkıyor ama yapacak bir şey yok, çünkü o tür insanlar için her şey dine hakaret. Aslına bakarsanız dinle ilgili komedi Türkiye’de mizah dergilerinde senelerdir yapılıyor. Biz onlara göre çok hafif kalıyoruz.
Efe Aydal, Huzur ve İrfan videosuyla son zamanlarda oldukça popüler durumda.
Erkut Köse: Bu grubu nasıl bir araya getirdiniz? Daha önce tanıdığınız insanlar mıydı? Yoksa siz popüler oldukça belirli bir ekip mi toplandı?
Efe Aydal: İlk başladığımızda ben ve iki arkadaşımdık. Sadece kendimizi eğlendirmek için komik videolar çekip Youtube’a koyuyorduk. Ama her zaman sorumluluğu ben kendim aldım. Çünkü iş bölümü olsa da, özellikle amatör gruplarda sorumluluk mutlaka tek kişide toplanmalı. Nitekim diğer arkadaşlar zamanla ilgilerini yitirdiler ve onların yerine başkaları geldi. 5 sene içinde conmech’s eleven ekibine onlarca kişi girip çıktı. Bu işin içinde para olmadığı için arkadaşlarınız size boş vakitleri olduğu sürece yardım edebiliyorlar. Daha sonra ise yeni yardımcılar bulmak durumunda kalıyorsunuz. Tabi artık bu iş daha kolay. Ünlü değilken insanları yalvar yakar oynatıyordum, şimdiyse tiyatro oyuncularına kadar mesaj atıp katılmak isteyenler oluyor.
Erkut Köse: İlk başladığınızda teknik imkanlarınız var mıydı? Ne gibi ekipmanlar kullanmaktaydınız?
Efe Aydal: İlk video çekmeye 2005’te başladık. O zamanlar bir yere yüklemiyorduk. Kullandığım makina 320x240 çözünürlüklü video çeken Kodak dijital fotoğraf makinasıydı. 2006’da 640x480 video çeken Canon Ixus fotoğraf makinası ile ilk Youtube videolarımızı yüklemeye başladık. Işıklandırma dahil hiçbir şeyimiz yoktu. Evlerdeki çalışma ışıklarını toplayıp, kapının pencerenin üstüne koli bandıyla yapıştırıp ışıklandırma yapmaya çalıştığımızı hatırlarım. Montaj programım da 800kb’lık Virtualdubmod’du. Elinde imkan olup da başarısız olan kısa filmcilerin bizden farkını söyleyeyim. Onlar ilk başladıklarında ellerinde mutlaka kamera, mikrofon, belki set ekibi vs vardır. Bizim gerçekten hiçbir şeyimiz yoktu. O yüzden imkansızlıktan icat yapmayı öğrendik. Elimizdeki bütün imkanları sonuna kadar kullanmayı öğrendik. Tripoda kadar, mikrofona kadar her aletin önemini ve yokluğunda neler olduğunu öğrendik. Şu an Ar-Ge bölümü gibi devamlı kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Gerektiğinde çekimde kullanılacak yeni ekipman yapmayı, gerektiğinde silah ya da kostüm gibi dekorlar yapmayı öğrenmeye çalışıyorum, gerektiğinde videocopilot sitesinden After Effects efektleri çalışıyorum, gerektiğinde ışıklandırma, çekim teknikleri videoları seyrediyorum. Amacım Türk seyircisine yabancı sanatçıların Vimeo’daki kısa filmlerinin kalitesinde çalışmalar sunmayı, bunu da orijinal ve bizden konularla birleştirmeyi başarmak.
Erkut Köse: Son zamanlarda internet dünyasında çok popülersiniz. Böyle bir ilgi bekliyormuydunuz? İnsanlar size ne gibi tepkiler gösterdi?
Efe Aydal: İlk olarak 2009 yılında Ofis Asistanı videom ile göz önüne çıkmaya başladım. O zaman bu üne şaşırmıştım çünkü o video bence gayet normal bir videoydu. Daha sonra bu ünün ekmeğini yemeye çalışmak yerine, Huzur ve İrfan, Tarak Gazetesi gibi farklı konularda başka videolarla tekrar ünlü oldum. Son dönemde ise Huzur ve İrfan’ın son iki videosu aynı şekilde ses getirdi. Eğer günün birinde gerçek anlamda ünlü olursam, sanırım bunu en hazmederek elde etmiş ünlülerden biri olacağım. Birçok noktada menajerlerden, viral reklamcılardan teklif geldi, hepsini nazikçe reddettim. Çünkü ekibimdekiler dahil hiç kimse conmech’s eleven’ın gerçek potansiyelini henüz bilmiyor. Benim amacım biraz göz önüne gelip sonra viral reklamla, ürün yerleştirmesiyle bu işin ticaretini yapmak değil.
İlk ünlü olduğum zaman iyi ve kötü tepkiler geliyordu. Şu an iyi olanların çoğunluğu yanında kötü tepkilerin lafı bile edilmez. Hepsi bana inanıp beni takip eden seyircilerimin sayesinde oldu. 2009 sonunda İstanbul’da buluşma düzenlemiştim, sadece bir kişi gelmişti. Bu sene İstanbul’a gittiğimde, hiçbir yerde oturmadığım halde yolda 2 günde 5-6 kişi tanıdı. Bazıları sarıldı, bazıları benim için “conmech’s eleven’a katkımız olsun” diyip Akbil bastı, çoğu beni yakalayıp fotoğraf çektirdi, hiç tanışmadığım bir hayranım beni 2 gece evinde misafir etti, şehirde de beni yalnız bırakmadı. İşte senelerce verdiğim emeğin ve daha da önemlisi “büyük”lerin tekliflerini reddedip yoluma devam etmemin karşılığında görmüş olduğum bu sevgi, bize her şeyi yaptırabilecek güçte.
Huzur ve İrfan'dan
Erkut Köse: Uzun metraj film hayaliniz var mı?
Efe Aydal: Tabii ki, hedeflerimden biri de o. Ama o noktaya gelmeden önce kısa filmlerimi en üst düzeye, en iyi yabancı kısa filmci gençlerin seviyesine çıkarmalıyım. Görüntü, ses, prodüksiyon kalitesi olarak. “Tamam artık daha iyi olamaz” dediğim zaman uzun metrajı düşünebilirim. Şu an zorlayıp çeksem bile çok güzel olmaz.
Erkut Köse: Böyle videolar çekmek nereden aklınıza geldi?
Efe Aydal: Böyle abuk bir fikir kimsenin normal yollarla aklına gelebilecek bir şey değil tabi. Bu sizin kim olduğunuzla ilgili. Ben komiğim. Ne kadar ciddi bir insan olsam da komiğim. Beynimdeki kablolar bu şekilde bağlanmış. Gençliğimden beri, yaşadığım bir olayı olduğu gibi anlatsam bile arkadaşlar “Efe bu esprileri nereden buluyorsun” derlerdi. Bu sebepten dolayı insanlara dünyayı kendi gözümden göstermek hoşuma gidiyor. Normalden farklı insanlar, tabi ki bu farklarını kullanabildikleri bir iş yapmak isterler. Uzun boylular basketçi olur, hızlı koşanlar atlet olur.
Erkut Köse: Bu işle ilgili herhangi bir eğitim aldınız mı?
Efe Aydal: Eğitimlerimi internet üzerinde çekim konusunda, ışıklandırma konusunda, efekt konusunda, oyunculuk konusunda eğitici videoları seyrederek alıyorum. Ama bunları onlarca, belki de yüzlerce saat seyrettim diyebilirim. Hala daha öğrenmeye devam ediyorum. Dediğim gibi şu an bir kısa filmci olarak bulunduğum yer, gelmek istediğim yerin belki yarısı bile değil.
Erkut Köse: Sizi internet dışında başka bir platformda görebilecek miyiz? Veya ileride daha büyük projeleriniz var mı?
Efe Aydal: Kim bilir belki gün gelir sinema filmi çekecek duruma geliriz. Zor gibi gözüküyor ama çok imkansız değil. Belirli bir seviyeye gelirsek gerçek filmciler bizi ciddiye alıp bizimle ortak çalışmaya başlayabilir. Ki bunu akıl edebilecek biri çıkarsa onu ihya ederiz.
TV’de ise bu zamanda bizim gibilerin pek şansı olduğunu sanmıyorum. O yüzden internet üzerinden bağış sistemine geçip seyircinin maddi desteğiyle işimi sürdürmeyi hedefliyorum.
Erkut Köse: Sizinle çalışmak isteyenlere böyle bir imkan sunuyor musunuz?
Efe Aydal: Evet bazen Facebook’tan tanışıp geliyorlar. Bazen de ben toplantı düzenleyip arkadaşlarla tek tek konuşuyorum. Ekibimizde şu an 7 eleman var ama her çekimde bize yardımcı olan pek çok insan oluyor. Bu yardım işini düzenli hale getiren insanlar bir süre sonra kalıcı üyemiz oluyor.
Erkut Köse: Huzur ve İrfan devam edecek mi?
Efe Aydal: Çoğu kişi düzenli serisini yapmamı önerdi ama güzel fikir olmadıktan sonra yapmak istemiyorum. Fikirler mutlaka olur, Huzur & İrfan mutlaka devam eder. Ama devam etsin diye kesinlikle zorlama yapmam.
Erkut Köse: Oyunları seviyor musunuz? Seviyorsanız en sevdiğiniz oyun hangisi? Şu sıralar ne oynuyorsunuz
Efe Aydal: Küçüklüğümden beri bilgisayar oyunlarıyla ilgilenmişimdir. Benim küçüklüğümde Commodore 64 ve AMIGA vardı ve sadece “nerd” denen kesim bilgisayar oynuyordu. Sonraları hevesimi aldım ve oyun oynamayı uzun süre bıraktım. Şimdiyse artık sadece “nerd”ler değil, herkes kendine göre bir oyun oynuyor. Ben de kaliteli oyunları kaldırabilecek bir bilgisayar sahibi olduğumdan beri tekrar oyun oynamaya başladım. Ama artık kafa yorucu değil, stres atıcı oyunlar oynuyorum. Left 4 Dead 2 mesela tam benlik bir oyun. Umarım yakında 3 çıkar. Onu bitirdikten sonra Duke Nukem Forever oynadım. Silahlar, bosslar ve çatışmalar eğlenceliydi ama bazı yerleri sinir bozucu bir platform oyunu gibi kendinden nefret ettirdi. Şimdiyse Fallout 3 oynuyorum. Tamamen açık harita olması, çok çeşitli silah taşıyabilmek ve VATS sistemi hoşuma gitti. Özetle bu aralar daha çok FPS oyunları ile ilgiliyim. Birkaç sene öncesine kadar worms, Sims 2 gibi oyunlarla eğleniyordum ama artık onlara harcayacak vaktim kalmadı. Kafam şişti mi oyuna girip birkaç yaratık temizleyip çıkıyorum.
Erkut Köse: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Efe Aydal: Bizi izlemeye devam edin. Bu sene daha iyi projelerle geleceğiz.
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
